Ben, Mardin kenti... Kalker ve lavlarla bezeli, teninden başka giysisi olmayan çıplak dağların anayurdu… Taşın ve toprağın ve doğum yerini unutmuş suların, hammaddesi alın teriyle karışmış kerpicin ve mavi bedenli bulutların anası… Meşe ve sakız ağacı, dişbudak, söğüt ve çınar ve kavak, bir de çayırlar süsler kapısı karanlığa kapalı göklerimi… Gecemi ve gündüzümü, çöl ve çölleri kuşatan bozkır rüzgarları donatır… Ayaklarımın ucunda uzanır tarihin babası Mezopotamya! Yüzümün bir yanı safran kokulu Deyrulzafaran’dır, bir yanı minaresini asma dallarından ördüğüm Ulu Cami… Hamurumu kavimler, etnik gruplar, dinsel cemaatler yoğurmuştur. Dicle kız kardeşimdir benim; Kızıltepe, Derik, Mazıdağı, Midyat, Nusaybin, Savur, Yeşilli, Ömerli, Dargeçit çocuklarım… Doğu’nun ve Batı’nın kervanları benim beşiğimde açarlar ipeğin ve hayatın, baharat ve ölümün sırrının kundağını.. Ben, bedenini kaleler üzre inşa etmiş Mardin kenti… Ben taşın ve inancın şiiriyim.. Ben, Mardin’im çünkü…
Refik Durbaş’ın “Taşın ve İnancın Şiiri: Mardin” adlı baş yapıtı yukarıdaki muhteşem şiirle başlar, ayrıca üstad, Mardin tarihini de aynı güzellikte anlatmaktadır.
Doğum tarihim İsa’ dan önce üç bin yılını göstermekte. Bu tarihte Kuzey Mezopotamya Subaruları ile de akraba olan Hurriler , ilk kez tarihin hatıra defterini adıma imzaladılar. Subarulardan sonra şehircilik, sulama ve tarım alanında ileri bir seviyeye ulaşan ve altına, gümüşe, bakıra hükmetmesini bilen Sümerlerin idaresine geçtim... Sümerler , geniş fetihler sonucu güçlerini yitirince topraklarıma Sami ırkından Akadlar egemen oldular ve bir süre sonra da Akad -Sümer devletini kurdular . Akad -Sümer devleti de Sami ırkının Amuri kolundan genç ve dinç Babil’e yenilecek ve İ.Ö. 2200-1925 yılları arasında ilk Babil devleti kurulacaktır. İ.Ö. 1925, aynı zamanda Hititlerin batıdan gelerek topraklarımı işgal yılıdır da... Fakat Hititler bir yıl sonra ülkelerine dönecekler, İran dolaylarından gelen Ari ırkından Midiler devlet sahibi olacaktır. 500 yılından fazla hüküm süren Midiler, bilinmeyen bir nedenle Mısır’a vergi ile bağlanacak, İ.Ö. 1367’de aralarında iç savaş çıkınca Asur kralı Asurobalit topraklarımı ele geçirecektir. İ.Ö. 800 yılına dek hüküm süren Asurilerin egemenliğine ise Urartular son verecektir. Tarihte ilk sulu ziraat burada yapıldığı için, bir ucu Basra Körfezi ’nde, ötekisi Akdenizin doğusunu kaplayan ve tepesinde benim bulunduğum hilal biçimindeki topraklara Sümerler , Akadlar ve Asurlar ’Bereketli Hilal’’ derlerdi. Zaman sular, seller misali aktı ve bir süre sonra da Mitanniler topraklarıma egemen oldular. Ardından Aramilere açtım bağrımı. İ.Ö. 7. yüzyılda İskit, Kimmer ve Medler devlet işlerini ortaklaşa yürüttülerse de, gönül penceremin pusulasını Babil’e çevirdim.
Yine İ.Ö. 6. yüzyılda Persler konuğum oldu bu kez, iki yüzyıl sonra da Makedonyalı kimliğiyle Büyük İskender ve Selevkos yönetimleri. .. Arami etiketli halkım, İsa’dan önce birinci yüzyılda Abgarların, ardından da Tigranes’in yasalarını kabule mecbur kaldı. Ve İsa’dan sonra ilk Hıristiyanların kokusu dağa Taşa, suya ve ateşe sindi. İkinci yüzyılda Romalılar geldiler. Onlardan iki yüzyıl kadar sonra da Sasaniler... Hemen arkalarından da Bizanslılar... Yedinci yüzyılda ömür defterime Arapların adını kaydettim. Dokuzuncu yüzyılda Hamdaniler, onuncu yüzyılın sonlarında Mervaniler , kendi bayraklarıyla donattılar kale burçlarımı On birinci yüzyılda Türkmenlerin sesi dolaştı bedenimin arka sokaklarında... On ikinci yüzyılda Artuklılar, Hısn Keyfa; yani Hasankeyf’i mekan tuttular geleceklerinin düşleri adına. 1108 yılında kollarıma aldığım Necmeddin İlgazi, Artukluların Mardin ve bugün Silvan adı verilen Meyyafarikin şubesini açtı. Tarihin kalemi, kırık da olsa yazmasını sürdürecekti. Bizanslıların, ardından Haçlıların saldırısıyla bunaldım ve umudum hiç bir gün ve gece közünü karartmadı. Haçlıların ardından, önce Eyyubilerin, bir süre, Sonrada İlhanlıların şemsiyesi altında dokudum , Zamanın kanaviçesini... Memluklerin ve Timur’un ziyaretinden sonra Karakoyun ve Akkoyunlular ekip biçmeye başladılar günümün ve gecemin harmanını. .. Zamanın çalar saati, gökyüzünü 16. yüzyılın işaret fişeğiyle aydınlatıyordu ki Safeviler geldiler. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim ile birlikte Osmanlıları konuk etmeye başladım hayal hanemde... Kanuni Sultan Süleyman, Bağdat seferine giderken bana da uğradı ve göğsüme ’sancak’’ etiketini iliştirerek Diyarbakır eyaletine bağladı beni. 1923’te Cumhuriyet kurulunca da göğsüme "sancak’’ yerine " il ’’ etiketini taktım ve halen de öyle sürdürmekteyim hayatımı... Dedim ya, toprağın ve tevekkülün ikiz kardeşiyim... Mardin’im ben...