Süryaniler tarafından kuruluşu Sümerlere dayandırılan Mardin’e ilişkin erken tarihli bilgiler, şimdilik sadece efsanelerdir. Hammer tarihinde geçen bu efsanelerden birinde, Pers Hükümdarı Ardeşir’in (226-241) Marde adlı bir kavmi yöreye yerleştirdiği, böylece şehrin adını bu kavimden aldığı belirtilir. Yine Perslere bağlanan bir başka efsanede, Pers hükümdarlarından birinin hasta oğlunu iyileştirmek üzere buraya getirdiği ve şehzadenin Mardin olan adının yöreye ad olduğu anlatılır. Vâkidi’den aktarılan efsanede, şehrin kuruluşunun bugünkü Mardin Kalesi’nin bulunduğu alana yerleşerek gününü ibadetle geçiren ve ünü bütün doğuya yayılan Dîn adlı İranlı zahidin öyküsüne bağlanır. Heraklius’un gönderdiği bir komutan Dîn ile önce dost olup sonra onu öldürür ve buraya bir kale yaptırır. Zamanla Dîn öldü anlamına gelen “Mâte Din”in Mardin’e dönüştüğü öne sürülür. Tarih boyunca, bu efsanelere referans verircesine şehri, Süryaniler Süryanice kale ya da kaleler anlamına gelen Merdin, Merdi, Merdo, Mirdo, Merde, Marda, Mardin; Bizanslılar Maride, Mardia; Ermeniler Merdin; Araplar Maridin; Osmanlılar ise Mardin olarak adlandırmıştır.
Mem – u Zin
Ahmede Xani’nin kaleme aldığı Mem-u Zin destanı Mardin tarihine mal olmuş bir aşk öyküsüdür.
“Ateşböcekleri nasıl aşıksa geceye, Mem ile Zin de öyle aşıktı birbirine. Mum nasıl eriyorsa karanlığın kahrına onlar da öyle eriyordu kavuşamamanın kahrına. Lakin Hükümdar Zeyneddin Bey, Beko denen sevda düşmanının oyununa gelip kızı Zin’i Mem’e vermeyeceğine dair yemin etmişti.
Kavuşmaktan başka ilacı var mıdır ki sevdanın? Zeyneddin Bey bunu bilmiyordu, bu sebepten dize gelmeyen Mem’i zindana attırdı. Sevda bilmeyenin, sevdaya hürmet göstermeyenin zehri çoktur, bu yüzden Beko, zindanda zehirleyerek öldürdü Mem’i…
Zin’in bir değil on canı da olsaydı, ölüm acısı hepsini alırdı… İşte o gün bugündür, yan yana duran mezarlarından dünyanın hiçbir yerinde yetişmeyen çiçekler açar, eşine rastlanmayan kokularla. Çünkü toprak aşkın yoldaşıdır.”